Patlamak üzere oldu midem, çok yemek yedim sanırım. Yemek yerken de hep yazacağım şeyi düşünüyordum ya, nasıl giriş yapacağımı bilemedim. Gözüm seğirtip sana doğru bakakaldığımda içimden parçaların kopup ayrıldığını, gözümden yaşların bile süzüldüğünü nasıl anlatacağımı bilemedim...
Aslında bir başlık bile bulamadım daha. Sadece sana bakıyorum şu an ve aklıma nedense şöyle bişey geliyor...
Demek bu kadar basitmiş...
Aksilik ya işte, kızacaksın şimdi biliyorum. Aslında sana güzel haberler vermeye geldim buraya. Gecenin bir vakti iki satır yazıyı bana göstermen içimde sana ait olanı aldı götürdü. Bunu söylemek benim için imkansızdı, ben nasıl vazgeçebilirdim senden değil mi? Sen bile öldüremezdin içimdekileri güya, öyle düşünürdüm. Sanırım artık aklı selim olmanın vakti geldi.
Düşünüyorum da...bu dayatma değil, seçim meselesi diyorum.
Suçlamıyorum elbette, sadece seçim meselesi. Ancak gönlünde olduğuma da inanmıyorum artık, bilmiyorum belki kenarından köşesinden vardım ama artık yokum buna eminim. Elbette ben bu kadar kolay silip atamam, elbette gönlümde hala olan sensin ama ordan gitmek istedin. Artık kapılar sana açık, istediğin yere istediğin şekilde gidebilirsin.
Bizim oralarda bir söz vardır, giden gelmez derler...
Neden mi, bak sana bir hikaye anlatayım...
Adamın biri çölde yaşarmış oğluyla beraber... Yiyecekleri içecekleri hep olurmuş ama nerden geldiğini kimse bilemezmiş. Adam bir şekilde temin edermiş işte bunları. Gel zaman git zaman adam birgün hastalanmış, ayağa kalkamaz olmuş. Oğlunu yanına çağırmış ve demiş ki; "Oğul, sen de çok merak edersin nasıl karnımızı doyurduğumuzu bilirim, şimdi öğreneceksin." Bir yer tarif eder ve devam eder; "Tam ordaki kuyuya git oğul ve bekle, bir yılan çıkacak ve sana altın bir para verecek. Onu al, onunla da yiyecek ve bana ilaç al".
Çocuk yola koyulur ve kuyunun dibine gider. Cidden de babasının dediği gibi bir yılan çıkar ve çocuğun önüne altın bırakır. Cahil ya, çocuk bir an tamahkarlıkla dolar ve kendi kendine "Bu yılanı öldürürsem dipteki bütün altınlar benimdir." der. Hançerine sarılıp yılana saldırır ve kuyruğunu koparır hançeriyle. Yılan da o can acısıyla çocuğu ısırır ve orada öldürüverir.
Gel zaman git zaman adam ayağa kalkar konuma gelir, adam bilgedir. Çocuğunun neden öldüğünü iyi bilir. Kuyunun başına gider, yılan ortaya çıkar. Adam konuşmaya başlar;" Ey yılan kardeş, benim oğlum bir densizlik etmiş, cezasını çekmiş. Yeniden dost olamaz mıyız?" Yılanın cevabı kesindir...
Sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk sancısı olduktan sonra dost falan olamayız.
Zaten yenilere eskilerin artıklarıyla başlanmamalı, sen yeni bir sayfa açtın kendince. Orada ben olursam, eski sayfana yeniymiş gibi devam edersin sadece...
Biliyorum ki ve adım kadar da eminim ki bu isteğin bana acıdığından, benim yapamayacağımı düşündüğünden. Aksi halde çoktan benimle tüm bağlarını koparmalıydın zaten ki doğrusu da buydu. Aslında içinden geçenleri çok iyi anlıyorum, ancak yeryüzündeki hiçbir insan sevgisini değiştirmemeli, onu güzel olduğunu düşündüğü başka hiçbirşeye değişmemeli... Bunu sen de iyi biliyorsun, ben şimdiye dek böyle yapıyorsun sanmıştım. Sanırım çok güvenmişim senin sevgine, gerekenden çok daha fazla. Belki de kendime güvendiğim kadar güvendim sana, ancak fazla olduğu gün gibi aşikar. Biliyorum ki sen böyle çok mutlu olacaksın ve biliyorum ki benim için endişe etmezsen daha rahat yaşayacaksın. Sözüm budur, endişe etmene gerek yok artık.
Ben de kendi hayatıma bakacağım.
Aklımda belirenden çok daha farklı birisin, kötü anlamda birşey söylemiyorum. Sadece sen o değilmişsin, o bunu yapmazdı. Ben ikinci defa yanıldım, üçüncüye mahal vermemek için de artık keyfime bakacağım. Artık bu tür şeyler benim için çok geri planda, sadece ailemi ve okulumu ve arkadaşlarımı ön planda tutacağım. Bilmem ki neden anlatıyorum, planımı unutmamam gerektiğinden belki, hani döner okurum aklıma gelir diye. Öyle işte...
Yazının ismi mektup olsun, eski zamanlardaki aşıkların birbirine yazdığı gibi, onlarınkinden farklı olarak bir veda mektubu olsun bu...
Seni çok seviyorum o ayrı.