72 yaşında bir elinde kahvesi diğer elinde sigarasıyla camdan dışarı bakıyordu yaşlı adam. Gözlerindeki son zamanlarda sıkça görülen kırmızılıkların uykusuzluktan olduğu düşünülüyordu. 72 yaşında olmasına rağmen ve gerçekten ihtiyarlamasına rağmen genç görünen bir kısmı vardi sanki bu adamın, her zaman diri duruyordu.
50 yıl olmuştu, tam 50 yıl. Yarım asırdır dimdik duran başı artık önüne doğru düşmüş, gözlerinin altı iyice çökmüştü. Alnındaki kırışıklıkların haddi hesabı yoktu. Sanki 72 değil de 720 yaşındaydı adam ama bir taraftan da çok genç görünüyordu. Camdan bakarken gözlerinin önünden o 50 sene geçti. Geçmeye başladığı anda da çok zamandır tuttuğu gözyaşları boşanıverdi, şükür ki kimse yoktu. Bu düşük halini kimseye gösteremezdi, 72 sene boyunca her zaman dimdik görmüştü herkes onu. Kendini en dipte hissettiğinde bile ayağa kalkmaya uğraşmakla kalmamış, yanındakileri de kaldırmıştı. Ağladığını ömründe sadece bir kişi görmüştü. Aslında o 50 senenin her anında bir kişi vardı. 22 yaşında gencecik çocuktu onu tanıdığında. Gördüğü an kaptırmıştı kalbini ki inanmazdı bile böyle şeylere. Üstelik resmini görmüştü sadece. Neler de yaşamıştı 50 sene boyu. Her anı artık başkasını gözü bile görmeden ve hergün büyüyen bir sevgiyle ve sevgisinin sahibiyle geçmişti dolu dolu. Bunu hatırladıkça ağlarken gülüyordu. Ağlarken gülmesi bile ona sevdiğini hatırlatıyordu. 48 sene önce olan bir konuşmalarını hatırlatmıştı ona bu ağlarken gülmesi. Oysa ki lanetlemişti 48 sene öncesini, 48 sene boyu birgün bile ne o seneden bahsedildi yanında, ne de ne olduğu bilindi. Tek bilinen yaşlı adamın o yılı lanetlediğiydi.
Evinin duvarlarında her zaman bir kişinin resmi vardı, duvarlarin deseni olarak seçilmişti bu resimler. Yatak odasını bilmiyordu kimse, kimse giremezdi oraya ama birgün dostlarından birine anlatmıştı ne olduğunu. Gerçi pek anlaşılır değildi, sadece yine o duvardaki kızın olduğu biliniyordu, özel bir resimdi. Kimsenin göremeyeceğini söylemesinden anlaşılıyordu onun için apayrı bir anlam ifade ettiği. O seneden hiç bahsetmedi, kendine bile.
50 senesini onunla geçirmişti bir şekilde, gerçi çocuk istediğini herkes bilirdi. O ise her nedense bunu hiç dile getirmedi, tek yaptığı çocukları sevmekti, her birine ayrı ayrı yardım ederdi. Birgün içlerinden birini "gözümün nuruna çok benziyorsun, sen bana onun yadigarı ol" diyerek sevmişti. Çocuğun ismi başkaydı ama onu hep "bebeğimiz, Yasemin`imiz" diye sevdi.
Elinde kahvesi ve sigarasıyla 50 yılını hatırladı. Genç görünen yanını şimdi daha iyi anlıyordu, sevgisiydi. 50 sene boyu, yarım asır boyu içinden koparmadığı ve hatta hergün daha da büyüttüğü sevgisiydi. Yanındaki sallanan sandalyeye oturdu, gözlerinden akan yaş durmuştu.
Bir ömür birtek kişi için atan kalbi de öyle.
(Yaşanmış bir hikaye olmasa da 48 sene sonra yaşanmış olacak olan bir hikaye)
50 yıl olmuştu, tam 50 yıl. Yarım asırdır dimdik duran başı artık önüne doğru düşmüş, gözlerinin altı iyice çökmüştü. Alnındaki kırışıklıkların haddi hesabı yoktu. Sanki 72 değil de 720 yaşındaydı adam ama bir taraftan da çok genç görünüyordu. Camdan bakarken gözlerinin önünden o 50 sene geçti. Geçmeye başladığı anda da çok zamandır tuttuğu gözyaşları boşanıverdi, şükür ki kimse yoktu. Bu düşük halini kimseye gösteremezdi, 72 sene boyunca her zaman dimdik görmüştü herkes onu. Kendini en dipte hissettiğinde bile ayağa kalkmaya uğraşmakla kalmamış, yanındakileri de kaldırmıştı. Ağladığını ömründe sadece bir kişi görmüştü. Aslında o 50 senenin her anında bir kişi vardı. 22 yaşında gencecik çocuktu onu tanıdığında. Gördüğü an kaptırmıştı kalbini ki inanmazdı bile böyle şeylere. Üstelik resmini görmüştü sadece. Neler de yaşamıştı 50 sene boyu. Her anı artık başkasını gözü bile görmeden ve hergün büyüyen bir sevgiyle ve sevgisinin sahibiyle geçmişti dolu dolu. Bunu hatırladıkça ağlarken gülüyordu. Ağlarken gülmesi bile ona sevdiğini hatırlatıyordu. 48 sene önce olan bir konuşmalarını hatırlatmıştı ona bu ağlarken gülmesi. Oysa ki lanetlemişti 48 sene öncesini, 48 sene boyu birgün bile ne o seneden bahsedildi yanında, ne de ne olduğu bilindi. Tek bilinen yaşlı adamın o yılı lanetlediğiydi.
Evinin duvarlarında her zaman bir kişinin resmi vardı, duvarlarin deseni olarak seçilmişti bu resimler. Yatak odasını bilmiyordu kimse, kimse giremezdi oraya ama birgün dostlarından birine anlatmıştı ne olduğunu. Gerçi pek anlaşılır değildi, sadece yine o duvardaki kızın olduğu biliniyordu, özel bir resimdi. Kimsenin göremeyeceğini söylemesinden anlaşılıyordu onun için apayrı bir anlam ifade ettiği. O seneden hiç bahsetmedi, kendine bile.
50 senesini onunla geçirmişti bir şekilde, gerçi çocuk istediğini herkes bilirdi. O ise her nedense bunu hiç dile getirmedi, tek yaptığı çocukları sevmekti, her birine ayrı ayrı yardım ederdi. Birgün içlerinden birini "gözümün nuruna çok benziyorsun, sen bana onun yadigarı ol" diyerek sevmişti. Çocuğun ismi başkaydı ama onu hep "bebeğimiz, Yasemin`imiz" diye sevdi.
Elinde kahvesi ve sigarasıyla 50 yılını hatırladı. Genç görünen yanını şimdi daha iyi anlıyordu, sevgisiydi. 50 sene boyu, yarım asır boyu içinden koparmadığı ve hatta hergün daha da büyüttüğü sevgisiydi. Yanındaki sallanan sandalyeye oturdu, gözlerinden akan yaş durmuştu.
Bir ömür birtek kişi için atan kalbi de öyle.
(Yaşanmış bir hikaye olmasa da 48 sene sonra yaşanmış olacak olan bir hikaye)