Ruya gibi

Önceki sabah kalktığında "acaba rüya mı gördüm?" diye düşünüyordu genç adam. Sağına soluna şöyle bir bakındı, farklı birşey yoktu. Farklılığı yanlış yerde aradığını farketti, dışarıda değildi. Doğruldu yattığı yerden, aynaya doğru gitti ve uzun uzun kendine baktı. Bakarken de düşünüyordu. Çok uzun zamandan beri hiç düşünmediğini farketti, öyle ki düşünmek için kelimeleri kalmamıştı. Gerçi konuşmak için de aynı durum sözkonusuydu. Uzunca zamandır nasıl olduğunu bilmeden geçiriyordu günlerini. Evet evet, algılamakta zorluk çekiyordu. Aslında alışmıştı da bu duruma, asalak gibi yaşamak, kimsenin derdine kulak asmadan kendi kendine vakit geçirmeye ve yalnızlığına alışmıştı. Düşünceden ve duygudan arınmış, sadece vücuttan ibaret bir yaşam şekli çok cazip gelmekteydi. Hayır hayır, zorunluluktan değil, bunu kendisi istiyordu. Zararsız ve güvende bir hayat ancak bu şekilde olabilirdi. Hayata verecek bir şeyi kalmayana kadar hayatın onu sömürmesini beklemek ve akabinde karşılıklı olarak beklentileri feshetmekti derdi zoru. Ona göre hayatla alışveriş olmazdı, hayat hep daha fazla istiyordu. Elinde olan bir şey yoksa, bu durumda hayat ondan vazgeçecekti. O, çoktan hayattan vazgeçmişti. Kendini adayacağı şeyi bile bulmuştu, evet neden olmasındı. Zaten son durak O değil miydi? Hayatının kalanını O`nun için geçirebilir, hiç olmazsa içinde artakalanları güzel bir amaç için tüketirdi. Hem belki kim bilir, O esirgeyen ve bağışlayandı. Belki de bunca zaman boyu tüm gerçekleri bilmesine rağmen sırf bir o kadar sevdiğiyle biraz daha vakit geçirmek için O`nu unuttuğundan büyük bir günah işlemiş, bağışlanana kadar da bu cezayı çekmesi gerekecekti. Bir süre sonra ceza olmaktan çıkacak, yaşam şekli olacaktı. Huzur ve sükunet dolu, acısız bir hayat. Kimseye güvenilemezdi bunu görmüştü hayatı boyu, bir daha da güvenmeyi düşünmüyordu. Zaten karşısına da onun güvenini isteyen biri çıkmazdı, hayatın içinde olmayan biri için gayet ideal bir ödüldü bu. Bunları düşünürken başka sesler de vardı beyninde. Olmaz, ikisi beraber olmalı, şükretmelisin ve hep istemelisin diyordu. Evet, genç adamın istedikleri vardı elbette, olmazsa olmaz bir isteği vardı özellikle. Delicesine arzu ettiğini hatırladı, evet çok yakınındaydı ama korkuyordu. Aklında belirenler onu çok ürkütüyordu, tüm cesareti kırık ve tüm güveni sarsılmış durumla içinde önceki geceyle beraber bir yerlere kapatıp kilitlediği ama asla vazgeçemediği ve bunu içten içe hiç istemediği duyguları arasında sıkışmış kalmıştı. Aynaya bakarken "Sen şüphesiz en güzel isimlerin sahibisin, beni kesin bir yola sok, bu ızdıraplarla başbaşa bırakma" deyiverdi. Korkup kaçmaya çalıştığı duygularını bir yandan da delicesine sarmak istiyor, sımsıkı tutup hayatını onlarla geçirmeyi arzu ediyordu. Acaba mümkün müydü, hepsi kaldığı yerden bir daha yarım kalmamacasına yaşanabilir miydi, ya da bu gereken her bünyenin isteği miydi bilmiyordu. Şüphe ettiği kendisi değildi, ona kalsa, ona küçücük bir cesaret gelse dört elle sarılır bir daha hiç bırakmazdı. En azından bu cesareti yeniden bulmak için heryeri arayacaktı. Bulmak için de şöyle bir dua etti.

Allah`ım, sen ki beni yarattın, bana sevebilmek için yetenek bahşettin, sen ki sevgimi vermem için bana onu gösterdin, sen ki tüm güçlerin üstündesin, en son döneceğimsin, onu senin kadar sevdiğimi bile bile beni affedecek kadar yücesin, beni geri çevirmeyecek tek sensin, tüm bilinen, bilinmeyen herşey senin eserin, senin için çok değil benim isteğim, birincisi kalbimin tek sahibi, ikincisi onunla beraber yaşamak istediğim Cennet`in. (Amin)

Yorum



 
Name

Email

URL


Beni Hatırla?

Yorum